Basit öğe kaydını göster

dc.contributor.authorKarakuş, Girayalp
dc.date.accessioned2025-03-28T07:08:38Z
dc.date.available2025-03-28T07:08:38Z
dc.date.issued2021
dc.identifier.issn2148-9289
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/20.500.12450/4808
dc.description.abstractSavaş sonrası kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sosyo-ekonomik sorunları devasa boyutlara ulaşmış arka arkaya gelen savaşlar ile genç nüfus harp meydanlarında yok olmuştu. Tarım ülkesi Türkiye’de üretimin düşmesi fakirliği yaygınlaştırmıştı. Türkiye Devlet “Beka” sorunuyla karşı karşıya idi. Dolayısıyla Türkiye gücü nispetinde jeo-politikçi yayılmacı bir siyaset yerine “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibinden hareketle denge siyasetine yönelmiş ve pro-aktif bir dış politika tercihi yapmıştır. Sadabad Paktı ve Balkan Paktı bu doğrultuda organize edilmiştir. Genç Cumhuriyet Pan-Türkist ve Pan-İslamist dış politika anlayışları yerine önceliği iç politikaya ayırmış ve dindar bir toplum yerine maneviyatçı bir toplum yaratmaya çalışmıştır. Türkiye yarım kalan devrimler sonrası dış politikada eğilimini Batı Bloku’ndan yana kullanmış ve bir nevi NATO’nun ileri karakolu vazifesini görmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin Ortadoğu ile olan ilişkileri de Batılı ülkelerin konsepti çerçevesinde şekillenmiştir. 1960 müdahalesi sonrası Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerde bazı adımlar atılsa da özellikle Kıbrıs sorununda Türkiye Ortadoğu ülkelerinden gerekli desteği görememiştir. Önsel olarak somut durumun somut tahlilini yapmak gerekirse Türkiye’nin Cezayir sorununda ortaya koyduğu ikircikli tavrın bu olumsuz yaklaşımlarda etkili olduğunu söyleyebiliriz. 1970’li yıllarda Türkiye, Ecevit’in Üçüncü Dünyacı dış politika yaklaşımının meyvelerini daha sonra 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda görecektir. Ancak daha sonra “Arap ülkelerinin sorunlarına karışmamalı yaklaşımı” tekrar Türk dış politikasında hâkim anlayış olacaktır. 1990’lı yıllarda ise özellikle Türk aydınlarının öldürülmesi ve bu cinayetlerin İran ile ilişkilendirilmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açacaktır. Türkiye-Arap ülkeleri arasındaki yakınlaşma AKP döneminde artacak ama Arap Baharı’nın başlamasıyla ilişkiler önce durgunluk daha sonra ilişkilerde soğuma prosesine doğru yönelmiştir.
dc.language.isoturen_US
dc.publisherErzincan Binali Yıldırım Üniversitesi
dc.relation.ispartofErzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisien_US
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccessen_US
dc.subjectOrtadoğuen_US
dc.subjectAtatürken_US
dc.subjectİranen_US
dc.subjectAKPen_US
dc.subjectBaas Partisien_US
dc.titleTÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN ORTADOĞU İLE TARİHSEL-JEOPOLİTİK-TEOPOLİTİK BÖLGESEL İLİŞKİLERİen_US
dc.typearticleen_US
dc.departmentAmasya Üniversitesien_US
dc.identifier.volume14en_US
dc.identifier.issue2en_US
dc.identifier.startpage399en_US
dc.identifier.endpage409en_US
dc.relation.publicationcategoryMakale - Ulusal Hakemli Dergi - Kurum Öğretim Elemanıen_US
dc.institutionauthorKarakuş, Girayalp
dc.identifier.doi10.46790/erzisosbil.940830
dc.identifier.doihttps://doi.org/10.46790/erzisosbil.940830
dc.department-tempAMASYA ÜNİVERSİTESİ, 0000-0001-6240-5490, Türkiyeen_US
dc.snmzKA_DergiPark_20250327


Bu öğenin dosyaları:

DosyalarBoyutBiçimGöster

Bu öğe ile ilişkili dosya yok.

Bu öğe aşağıdaki koleksiyon(lar)da görünmektedir.

Basit öğe kaydını göster